ORUÇ TUTMANIN FAZİLETLERİ

Gerçek oruç nasıl tutulur? Ramazan ve orucun fazileti nedir? Ramazan ayının faziletli olmasının sebepleri nelerdir? Ramazan ve orucun fazileti hakkında hadisler...

Ramazan ve orucun fazileti ile ilgili hadisler ve hadislerin açıklaması...

1. Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- der ki: Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“Ramazan ayı girdiğinde Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur.” (Buhârî, Bed’ül-Halk, 11, Savm, 5; Müslim, Sıyâm, 1, 2, 4, 5)

2. Ebû Hüreyre’den -radıyallâhu anh- rivâyet edildiğine göre Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Allah Teâlâ: «İnsanın oruç dışındaki her ameli kendisi içindir. Oruç ise benim içindir, onun mükâfatını da ben vereceğim» buyurdu.

Oruç kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Şayet biri kendisine hakaret eder ya da çatarsa:

«–Ben oruçluyum» desin.

Muhammed’in -sallâllâhu aleyhi ve sellem- canı kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu, Allah katında miskten daha hoştur. Oruçlunun sevineceği iki ân vardır:

Bir, iftar ettiği zaman sevinir, bir de Rabbine kavuştuğu zaman orucunun karşılığına sevinir.” (Buhârî, Savm, 9; Müslim, Sıyâm, 163)

3. Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- der ki: Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:

“Kim yalan konuşmayı ve yalanla iş yapmayı terk etmezse, Allah’ın o kimsenin yiyip içmeyi bırakmasına ihtiyacı yoktur.” (Buhârî, Savm, 8; Edeb, 51. Ayrıca bkz. Ebû Dâvûd, Savm, 26/2362; Tirmizî, Savm, 16/707; İbni Mâce, Sıyâm, 21)

Sene içindeki ayların efendisi olan Ramazan, mubârek bir zaman dilimi ve bereketli bir ibadet ayıdır. Bu ayda semânın kapıları açılır ve ilâhî rahmet her tarafa yayılır. Yapılan ibadet ve hasenâta sâir zamanlardakine göre daha çok sevap verilir ve günahlar affedilir. Müslümanlar topluca yoğun bir ibadet iklîmine girerler.

RAMAZAN AYININ FAZİLETLİ OLMASININ SEBEPLERİ

Ramazan ayının faziletli olmasının belli başlı sebepleri şunlardır:

  • Hidâyet rehberimiz Kur’ân-ı Kerim, bu ayda indirilmeye başlamıştır. (Bakara 2/185)

  • Cenâb-ı Hakk’ın, “bin aydan daha hayırlı” olduğunu haber verdiği Kadir Gecesi bu aydadır.

  • En mühim sebep de Yüce Rabbimizin kullarına lûtufta bulunarak, senenin bir ayını kazanç mevsimi hâline getirmesidir. Kendilerine bahşedilen bu fırsatı değerlendiren mü’minler, Kitap ve Sünnet-i Seniyye’yi bir ay boyunca hayatlarına yansıtır, böylece büyük ecirler kazanmış ve günahları da affedilmiş olarak bayram sabahına çıkarlar.

Ramazan ayı, bütün mevsimleri dolaştığından, Müslümanların, her tür şartlar altında Allah’a ihlâs ve teslîmiyetle ibadet ettiklerini göstermektedir.

Bu kadar faziletli bir ayda sevap kazanıp cennete girmek, Cehennemden uzaklaşarak şeytana gâlip gelmek, şüphesiz daha kolaydır. Şeytanın en büyük yardımcısı olan nefis, oruçla terbiye edildiğinden, insan Ramazan’da günahlardan uzaklaşma hususunda zorluk çekmez. O hâlde Müslümanlar, Ramazan fırsatını iyi değerlendirmeli, oruçları hakkıyla tutmaya, Kur’ân-ı Kerim, zikir ve bilhassa gece ibadetleriyle meşgul olmaya, bol bol hayır ve infakta bulunmaya gayret etmelidir.

Ashâb-ı Kiram Ramazan’ı büyük bir coşku ve heyecanla yaşar ve bu mânevî havayı evlatlarına da teneffüs ettirirlerdi. Nitekim Hz. Ömer, Ramazan’da sarhoş olan birine:

“−Yazıklar olsun sana! Bizim çocuklarımız bile oruç tutmaktadır” demiştir. (Buhârî, Savm, 47)

RAMAZAN AYININ GECELERİ NASIL DEĞERLENDİRİLMELİDİR?

Gündüzleri oruçla değerlendirilen Ramazan ayının, geceleri de terâvih ve teheccüd namazı, Kur’ân tilâveti ve zikirle ihyâ edilmelidir. Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şu müjdeyi verir:

“Kim, inanarak ve sevâbını Allah’tan umarak Ramazan gecelerini ihyâ ederse, geçmiş günahları affolunur.” (Buhârî, Terâvih, 46)

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Ramazan’da bir gün evinden çıktığında, mescidin kenarında namaz kılan bir grub görmüştü.

“–Onlar ne yapıyor?” diye sordu.

“–Onlar, ezberlerinde fazla Kur’ân olmayan kimselerdir, Übey bin Kâ’b -radıyallâhu anh- onlara namaz kıldırıyor!” dediler.

Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- :

“–İsabet etmişler, ne kadar güzel ve iyi bir şey yapıyorlar!” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Ramazan, 1/1377)

Diğer taraftan, gerek farz olan zekât, gerekse nâfile sadakalar, bu ayda daha önemli hâle gelir. Nitekim Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e:

“–Hangi sadaka daha faziletlidir?” diye sorulduğunda:

“–Ramazan ayında verilen sadaka!” cevabını vermiştir. (Tirmizi, Zekat, 28/663)

SADAKANIN ANLAMI

Burada geçen “sadaka” kelimesi, Arapça’da farz olan zekât mânâsına da gelmektedir. Bu sebeple zekâtı Ramazan’da vermek daha güzel görülmüştür. Ashâb-ı Kirâm, Fıtır sadakalarını ve diğer infaklarını bu ayda fazlasıyla îfâ ederlerdi. Çünkü Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Sadaka-i Fıtr’ın Müslümanlardan büyük-küçük, kadın-erkek, her bir hür ve köle üzerine bir sâ’ hurma veya bir sâ’ arpa olarak farz kılındığını bildirmiştir. (Buhârî, Zekât, 70-78; Müslim, Zekât, 13)

Fıtır Sadakası’nı Bayram Namazı’ndan evvel vermek sûretiyle muhtaçların gönlüne de bayram sürûru tattırılmalıdır.

Ramazan’ın bereketinden âzâmî derecede istifâde edebilmek için cömertliği artırmak lâzımdır. Nitekim Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz böyle yapardı.

PEYGAMBERİMİZİN EN CÖMERT OLDUĞU ZAMANLAR

İbni Abbâs -radıyallâhu anh- der ki:

“Resûlullah insanların en cömerdi idi. Onun en cömert olduğu vakitler de Ramazan’da Cebrâil ile buluştuğu zamanlardı. Cebrâil, Ramazan’ın her gecesi Hz. Peygamber ile buluşur, (karşılıklı) Kur’ân okurlardı. Bundan dolayı Resûlullah, Cebrâil ile buluştuğunda, esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârlardan daha cömert olurdu.” (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 5, 6; Savm, 7; Menâkıb, 23; Bed’ü’l-Halk, 6; Fedâilü’l-Kur’ân, 7; Edeb, 39; Müslim, Fedâil, 48, 50)

RİYA VE GÖSTERİŞTEN EN UZAK İBADET

Ramazan denildiğinde akla oruç gelir. Oruç, İslâm’ın beş esasından biridir. Cenâb-ı Hak onu önceki ümmetlere de farz kılmıştır. Oruç, çok farklı ve derin mânâlar ihtivâ eden bir ibadettir. Riyâ ve gösterişten en uzak ibadet de yine oruçtur. Bu sebeple Allah Teâlâ onu kendisine mahsus kılmıştır.

Her iyiliğe, on mislinden yediyüz misline kadar sevap verilir. Ancak oruç bunun hâricindedir. Onun karşılığını Allah Teâlâ verecek ve oruç tutan kullarını gerek dünyada gerekse âhirette sevindirip cennetinde hususî olarak ağırlayacaktır.

Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurur:

“Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir…” (Buhârî, Savm, 4; Müslim, Sıyâm, 166)

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- orucun günahlara, kötülüklere ve Cehennem azabına karşı sağlam bir kalkan olduğunu bildirmiştir. Çünkü oruç tutan kimse, kötü sözlerden uzak durup kimseyle kavga etmeyecek ve oruçlu olduğunu hatırlayarak kendisine yapılan kabalıklara sabredecektir. Böyle bir hayat, şüphesiz insanı cehennemden muhâfaza eder.

GÜNAHLARA KEFARET OLAN İBADET

Orucun bir hususiyeti de, günahlara keffâret olmasıdır. Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurur:

“Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları affedilir.” (Buhârî, Îmân, 28; Savm, 6; Müslim, Sıyâm, 203)

ORUCUN FAYDALARI

Allah’ın emirlerinde kulları için pek çok faydalar, yasakladığı şeylerde de pek çok zararlar vardır. Bunlardaki hikmet ve inceliklerin bir kısmı insan aklıyla idrak edilebilirse de, çoğu akılla kavranamaz. Zâten ibadetlerde asıl olan da, Allah’a ihlâsla kulluk etmektir; hikmet ve sebeplerin tesbîti, o kadar mühim değildir. Âlimlerimiz orucun da bilinen ve bilinmeyen sayısız hikmetler ihtivâ ettiğini söyler ve anlayabildikleri bazı faydalarından bahsederler. Onlardan bir kısmı şöyledir:

Nefsi, meylettiği şeylerden alıkoyan ve sabrı öğreten oruç, insanı belli bir irâde ve nefis terbiyesine tâbî tutarak takvâya erdirmektedir. Oruç sâyesinde insan, elindeki nimetlerin kıymetini anlar. Gönlündeki şefkat ve merhamet hisleri artar ve toplumdaki muhtaçları daha iyi fark etmeye başlar. Allah’a karşı hamd ve şükür, kullarına karşı da merhamet ve yardım hisleriyle dolar.

Diğer taraftan, orucun sıhhat açısından da son derece faydalı olduğu, herkesin mâlumudur.

GERÇEK ORUÇ NASIL TUTULUR?

Orucun mânen faydalı olabilmesi için, beden ve rûh âhengi içinde tutulması lâzımdır. Yani maddî beden oruç tutarken kalp, nefis ve diğer âzâlar da oruç tutmalı, her türlü haram ve mekruhtan uzak durmalıdır. Oruçtan maksat da zaten mânen yükselerek, Allah’ın emir ve yasakları karşısında hassâsiyet kazanmaktır. Bu sebeple oruçlunun yalan, iftira, gıybet, söz taşıma gibi davranışlardan, küfür ve lânet gibi kötü sözlerden, kavgadan, her türlü kötü fiil ve günahtan şiddetle sakınması gerekir. Oruçlu mü’min, kendisine karşı yapılan kabalıklara da sükûnetle mukâbele etmeyi bilmelidir. Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Cenâb-ı Hakk’ın böyle tutulmayan oruçtan râzı olmadığını bildirmektedir. Oruç arzu edildiği şekilde tutulmadığında insan, borcunu ödemekle birlikte, orucun mânevî kemâl ve faziletinden mahrum kalmaktadır.

Şunu unutmamak gerekir ki, orucun gâyesi, vücuda işkence etmek ve zahmet çektirmek değildir. Onun için orucun emredildiği âyetlerde, “Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez” buyrulmuştur. Savm-ı visâl gibi insanlara meşakkat verecek uygulamalar yasaklanmıştır. Yine Resûlullah, oruç tutarken sahura kalkmaya ve iftarda acele etmeye ehemmiyet vermiş, sahurda bereket olduğunu ve oruçlarını açmakta acele ettikleri müddetçe, Müslümanların hayır üzere yaşayacaklarını bildirmiştir. Demek ki orucun asıl hedefi, Allah’a karşı kulluk vazifesini yerine getirmek, nefsi terbiye ederek takvaya ulaştırmak, ferdi ve toplumu geliştirmek sûretiyle Allah’ın râzı olacağı huzurlu bir ortam meydana getirmektir.


Mü’minler olarak kulluğumuza çekidüzen vermek adına hasretle ve iştiyakla beklediğimiz Ramazan ayında bizlere farz kılınan oruç ibâdetiyle muhatabız. Oruç tutmanın faydaları nelerdir? Oruç ibadetinin faydaları ve hikmetleri.

Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’inde:

“Ey îmân edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvâya erersiniz.” (el-Bakara, 183) buyuruyor.

ORUÇ TUTMANIN FAYDALARI Hicretin ikinci senesinde Medîne-i Münevvere’de bütün Müslümanlara farz kılınan oruç ibâdeti; kitap, sünnet ve icmâ ile sabittir. İnkâr eden küfre düşer. İnsanların sâhibi yüce Yaratıcımız tarafından emredilen bütün hususlarda, bizim bilebildiğimiz veya bilemediğimiz nice hikmetleri vardır. Biz de görebildiğimiz kadarıyla oruç ibadetinin bu fayda ve hikmetleri üzerinde durmak istiyoruz:

1. Oruç, Cenâb-ı Hakk’a ve O’nun emirlerine bağlılığın göstergesidir.

Hiç şüphesiz ki Allah Teâlâ, yarattığı kullarını açlıkla, susuzlukla, mallardan eksiltmekle ve nice başka şeylerle imtihan edeceğini Bakara Sûresi’nin 155. âyet-i kerîmesinde haber vermiştir. Bu âyet-i kerîme mûcibince, hakkıyla orucunu tutan mü’min, Rabbinin açlık imtihanını başarmış olarak dîni samimiyetini ve hassâsiyetini göstermiş olur.

2. Oruç, müminleri sabra alıştırır.

Bilinsin ki sabır, başarının sırrıdır. Sabır, problemlerden, sıkıntılardan, musîbetlerden kurtulmanın yegâne ilacıdır. Hayatta, ilimde, ticârette, savaşta her çeşit hâdisede sabredenler dâima başarıya erişirler. Allah Teâlâ sabredenlerle beraberdir. Oruç ile kul, bedenin pek çok isteklerine sabretme becerisi kazanır.

3. Oruç, şükür ifâdesidir.

Oruç ile mü’min Allah Teâlâ’nın insanlara lütfettiği nimetlere şükretme, Cenâb-ı Hakk’ın azabından korunma, kıyâmet gününün şiddet ve sıkıntısını hatırlama hâlini yaşar. Bu hususla ilgili olan âyeti kerimede Hak Teâlâ:

“Ey îman edenler! Oruç, sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz…”(el-Bakara, 183) “…Umulur ki şükredersiniz.” (el-Bakara, 185) buyurmuştur.

4. Oruç, şefkat ve merhamet duygularını geliştirir.

Bizim sahip olduğumuz nice nimetlerden mahrum olan kardeşlerimizi düşünerek onlar için yardım etme hisleriyle dolarız. Nitekim İslam coğrafyasının değişik yerlerinde pek çok müslüman açlık ve susuzluk içinde kıvranmaktadır. Şüphesiz açlık ve susuzluk, acıların en çetinidir. Mü’minler olarak kendi nefsimiz için istediklerimizi, diğer kardeşlerimiz için de isteyerek fakir, kimsesiz ve muhtaçların hâlini düşünerek onlara şefkat ve merhametle yardım ederiz.

5. Oruç, mü’mine Allah Teâlâ’nın rahmet ve mağfiretini kazandırarak dünya ve âhiret mutluluğu sağlar.

Âdemoğlunun her ameli katlanır. Zîrâ Cenâb-ı Hakk’ın bu husustaki sünneti şudur: Hayırlı ameller, en az on misliyle yazılır. Bu, yedi yüz misline kadar çıkar. Allah Teâlâ (bir hadîs-i kutsîde) şöyle buyurmuştur:

“Oruç başkadır. Çünkü o sırf Benim içindir, onun mükâfatını da (dilediğim gibi) Ben vereceğim. Kulum, Benim için şehvetini, yiyeceğini terk etti. Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir, diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku, Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.” (Buhârî, Savm 2, 9; Libâs 78)

6. Oruç, günahları bağışlatır.

Ramazan orucunu lâyıkıyla tutan, inşâallah günahlarından kurtularak temizlenmiş olur. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Kim fazîletine inanarak ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, İman 28, Savm 6)

7. Oruç, o en zor günde tutana şefaatçi olur.

“Oruçla Kur’ân, kıyâmet gününde kula şefaat edeceklerdir. Şöyle ki: Oruç: «Ey Rabbim! Ben onu gündüzleri yemekten ve şehvetlerinden men ettim. Onun için beni, onun hakkında şefaatçi kıl!» diyecek; Kur’ân da: «Ben onu geceleri uykusuz bıraktım. Beni de onun hakkında şefaatçi kıl.» diyecek. Böylece ikisi de (o kula) şefaat edeceklerdir.” (Ahmed bin Hanbel, Müsned, II/174)

8. Oruç, rızkı bereketlendirir.

Ramazan, müslümanlar için rahmet ve bereket ayı olarak bilinir. Nitekim Taberânî’de belirtilen bir hadîste;

“Bereket ayı olan Ramazan geldi. Allah Teâlâ onda size zenginlik ve rahmet indirir. Hata ve kusurları bağışlar, duâları kabul eder. Allah Teâlâ, sizin amellerinize bakar ve sizinle meleklerine iftihar eder. Öyle ise, Allah katında hayırlı olmaya bakın, hayır işleyin. Gerçekten en bedbaht kimse, Allah Teâlâ’nın rahmetinden mahrum kalandır.” buyrulur.

9. Oruç, bedenin zekâtıdır.

Zekât ibâdeti, nasıl malı temizlerse, oruç da bedeni temizler. Taberânî’deki bir hadisi şerifte;

“Her şeyin bir zekâtı vardır. Bedenin zekâtı da oruçtur.” buyrulması bu hakikate işaret eder.

10. Oruç, akıl ve zekâyı güçlendirir.

Bazı kendini bilmez nâdânların yanlış ifade ettikleri gibi, oruç, zekâ ve yeteneklerin çalışma temposunu azaltmaz; tam tersi zihne uyanıklık, kabiliyetlere canlılık sağlar. Oruç tutan insan; sönük, donuk, ölgün olmaz. Bilakis canlı, dinamik ve dinç olur.

11. Oruç, sosyal hayattaki dengeyi sağlar.

Oruç ile cemiyet hayatında zengin-fakir mücâdelesi azalır. Bilindiği gibi, toplumda yerleşik pek çok huzursuzluğun sebebi, birilerinde var olanın diğerlerinde olmamasıdır. Yüce İslam Dîni, bu târihî hakikatten hareketle zekât, sadaka, hibe, borç verme ve yardımlaşma kültürü ile zengin-fakir arasındaki mücâdeleyi önlemiş, hatta bu denge kurma işini vakıflar eliyle müesseseleştirmiştir. Aynı zamanda inananlara az ile yetinmeyi ve sabrı tavsiye etmiştir.

12. Oruç, âdeta müminler için bir savaş eğitimidir.

Hayatın en zor dönemlerinden olan savaşlarda her zaman yiyecek, içecek bulmak mümkün olmaz. Uzun süre insanlar aç kalabilirler. İşte oruç ile inanan insan, bu gerçekle yüz yüze kalmaya tecrübe kazanır. Ayrıca öyle zor günlerde oruç tutanlara da büyük mükâfatlar vardır.

“Allah yolunda bir gün oruç tutan kimseyi Allah Teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle cehennem ateşinden yetmiş yıl uzak tutar.” (Buhârî, Cihâd 36)

13. Oruç, bedenin sağlığıdır.

Devamlı çalışan her varlığın mutlak dinlenmeye ihtiyâcı vardır. On bir ay, bütün âzâlarımızla çalışan bedenimizin bir ay belli zaman dilimlerinde biraz istirahat etmesi çok mâkuldür. İslâm’ın beş şartından biri olan oruç, hakikaten şifa kaynağıdır. Avrupa ve Amerika’da doktorlar, hastalarına oruç tutmalarını tavsiye ediyorlar. Oruçla insan vücûdunda biriken toksinler, fazla yağlar, birikmiş zehirler vücuttan dışarı atılır. Bu sebeple oruç İslam ülkelerinin dışında da hızla yayılmaktadır.

14. Oruç, ahlâkı güzelleştirir.

Hakiki mânâda oruç tutan mü’min; eli, dili, gözü, kulağı, ayağı ile işleyebileceği günahlardan kendini titizlikle korumaya çalışır. Cimrilikten, fesattan, çekişmeden, dedikodudan kaçınır. Kibir, gurur, gösterişten, bencillikten sakınır. Bu şekilde kişi güzel ahlâk sâhibi olur. Oruç tutan mü’min gafletten, hileden, nefis ve şeytanın kötülüklerinden kendini koruyan Allah Teâlâ’nın has kuludur. Bu hususu te’yit eden hadisi şerif şöyledir:

“Kim yalan sözü (yalanı, gıybet, dedikodu gibi günah sözleri) ve onunla ameli terk etmezse, (bilsin ki) onun yiyip içmesini bırakmasına Allah Teâlâ’nın ihtiyâcı yoktur.” (Buhârî, Savm 8, Edeb 51)

15. Oruç, insana kendini denetleme imkânı sağlar.

Oruç tutan mü’min, Rabbinin kendisine helâl kıldığı pek çok şeyden belirli süre isteyerek ferâgat eder. Her şey elinin altında olmasına rağmen yiyebileceği, içebileceği halde sırf Rabbinin rızâsı için tuttuğu oruç sebebiyle kendi irâdesiyle yemez, içmez. Bu, müthiş bir irâde eğitimidir. Sosyal hayatta inanan insanların aynı anda ve aynı şekilde hareket etmesiyle toplumsal mensubiyet duygusu ve psikolojik üstünlük sağlanır.

16. Oruç, kötü alışkanlıkların terk edilmesini kolaylaştırır.

Sigara, içki, kumar gibi toplumda hızla yayılan kötü alışkanlıklar, genelde oruçla terk edilir. Belki de böylece kişinin oruç, namaz, Kur’ân ile hayırlı amellere başlaması mümkün olur. Eğer bunlar devam ettirilirse, inanan kişinin hayatına ciddi mânâda istikâmet gelir.

17. Oruç, rûhî melekeleri geliştirir, mânevî birlik temin eder.

Oruç, rûhun beden üzerindeki iyi yönlü hâkimiyetini kuvvetlendirir. Bu hususta pek çok uzman psikolog, oruç tutan insanların genellikle nefislerine hâkim olduklarını, mânevî gücün bütün zaafları yendiğini hayranlıkla müşahede ettiklerini söylemektedirler. Yine insanın vücuduyla birlikte düşünce ve his dünyasında büyük bir hassasiyet elde edildiğini, kişilerin günlük stres ve gerginliklerin azaldığını vurguluyorlar. Aynı zamanda mü’minler olarak işçisiyle-memuruyla, doktoru-öğretmeniyle, yaşlısı-genciyle, erkeği ve kadınıyla oruç, inananlar arasında mânevî bir ortaklık ve birliktelik sağlar.

Sayılamayacak kadar çok faydaları olan orucun emredilmesindeki hikmetleri gerektiği gibi anlamak durumundayız. Ancak bilelim ki, oruç ve diğer bütün ibadetler, sırf fayda ve hikmetleri sebebiyle îfa edilmez. İbadetlerin yapılış gâyesi, öncelikle Allâh’ın rızâsını kazanmak ve O’na olan bağlılık ve kulluğumuzu göstermektir. Diğer bütün fayda ve hikmetler, bundan sonra gelir.

Âdeta senenin kalbi olan Ramazan ve Ramazan’ın kalbi olan oruç, bütün müslümanlara kemal noktasında, iyilik, güzellik ve bağışlanmalar getirsin inşaALLAH. (Âmin)